Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

enginer

kaldın ıstanbul

Kan revan içinde günlerdi.Laleler kaldı şimdi kan rengi.
Senin kırmızın vardı o zaman.Kantini bile boyardın gün batışışına.Çaylar birer olayla biterdi.Alışmıştık olaylara.Olmazsa sen ağlardın.Yada ben ağlaymazdım o zamanlar.

Genç günlerdi.Istanbul koşabiliyordu o zamanlar.Ben sana gelirken hep yanımdaydı.Deniz yep yakınımdaydı.Hiç karanlık olmazdı boğaz.Hiç Uyumazdık aşkla geçerdi günlerimiz.Gözlerimize yummazdık gözlerimizi.

Şöyle bir yanılgımız vardı:"Mutsuz insanların dünyasında,mutlu aşk yoktur".

İstanbul mutsuzlukta kaldı.

damlaya damlaya damıtılan aşk

Her sabah,her sabah,

Sesinin ışıltısını,

otuz küsurluk tesbihlere dizerdim.

O nedenle suçluyum, çocuk kaldım.Sesim genç.

 

Günler yıllanıyor,

saçların,narince okşuyor hala gözlerimi.

 

Tenimden,etimden kanımdan kaynayan bir imbikte

damlıyor akşamdan kalan ter

her sabah her sabah.....

 

Nasıl gizliyorum yıllardır,ben de bilmiyorum.

Belki de sır;aşktır.

Ya da duasıdır;

sevdaya uyanmış çocukluğun bitmeyen susuzluğu.

 

gazel

seni zamanın her dem yenilenen

rengarenk kağıtlarına

kalbimin hokkasınndan,kan damlayan divitimle,yazsam yazsam

bir hattı hümayun olurdu ki;

seher rüzgarı ile savrulurdu nev bahara.

bahar ulanırdı sonbahara

güz dökerdi güllerini ilk bahara....

yaşamak ne zaman benzer gülistanda ,gül ile bülbül hikayesine.

Ol hikaye ki başlarken sonunu özler.

ol hikaye hep seni arar,

hep aşka özenir.

 

iki paralel düz çizgi

çılgınlıklarımızın

ya da donup kalan kaçışlarımızın...

duygularımızın o muhteşem salınışlarının

düşmesi bir alt çizgiye kadarmış,

uçan aşkların,

zehirli öfkelerin sınırı

bir parelel düz cama çarparmış.

sonuçta sarkaçımızla giderken hayatımız

geçmemiş  sırça duvarlarını.

ve babaşair demiş ki;

"nereye gidersen git aynı şehirde yaşlanacaksın,..........

ve ömrünün aynı kara yıkıntılarının kenarında

tükeneceksin..........."

.

.

Belki de kavafis hiç böyle bir şiir yazmamıştır.(belleğim onu kendiliğinden sanrılamıştır.yok sa borges miydi saçmaları güzelleştiren)

ömrüm su damlası

SU DAMLASI

bir başka güne koşarken
günlerle kaçarken.
bir mektup yazıyordum kafamda;
nereden geldiyse zeki müren
ve onun ayrılık şarkıları...

birden kafama
vurdu gerçek;
"güle solmayı
senmi öğreteceksin.?"
derse bana!

ne diyebilirim?;
"gonca,narin se
bilmezmi solmayı?

gül mevsimidir kısadır hayat,bilmezmiyim?

senmi öğreteceksin;
ayrılıktan,
gitmekten,
bahsetmeden,
zarif olmayı?"
derse!....

....

ona nasıl derim.?
benim "canım" sana kalsın.;.

....
çünkü hayat çok uzun

...
ömrümse
bir su damlası

yağmur

gökyüzünü kaldırımlardan izlerdik

bahar çiçekleri çekerdi gözlerimizi

koyu bir efkar bulutunu savurarak yürürdük

sesimizde gizlenirdi hep deniz ıslık ıslığa

çay-vapur-yeşil-mavi........

damarlarımızda bir müzik akardı

bakardık yüz yüze dinlerdik

o zamanlardı....

şimdiki zamanlardı....

bizi

bir

aşk

zamanladı..........

...........

  :)

yağmurlandım

bulutlandım

yağmurlandım

ıslandım

bahar boğuntularının,kaçış denizleri

yıldızsız geceden

kasırgadan,gökgürültüsünden korkmazdım.

yılanlardan,zehirden de ürkmezdim.soğuktum .o kadar....

sevmezdim kalabalıkları ,ama bir gecekuşu gibi yırtardım sisleri.

şimdi içimdeki duyguya korku desem;

bana ayıp.....

ama sen den uzakta olmayı neye yorayım bilmiyorum....

intiharlardan utanırım sadece.

aşk hala şüpheli bir kavram.

"sen varsın"

"sen,varsın"

da,

senden  uzakta olmayı neye yorayım bilmiyorum.

sevdayı aşabilirmi zaman

Buluşacağız,nar tanesi,

Seni bir şehirde mahsur

Beni,bir başka şehirde

mahzun bırakan,

Özlemini

hazan yaprakları gibi hayatıma savuran,

Ayrılığı yıllarımıza

sesiz bir destan gibi yazan



Sevdayı aşabilir mi?

zaman?

 

 

madde ve sevda

gördüğümü,

dudaklarının kırmızısından anlıyorum.