Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

enginer

1 tane "oku çünkü sen yazdın bunları sen simurg" etiketli yazı bulundu "oku çünkü sen yazdın bunları sen simurg" tagli diger ogeler resimler, videolar

güzel yazılardı aktardım

                                  

evet

ne denirki bazan,

bir gün geceye kavuşurken,

kavuşurken

gecesine

gün.

(buraya ne güzel kafiye olur hüzün)

gerçekten inanamadığımız şeylerden biri de galiba aşk.

(sonsuzluk,uzay,ölüm gibi)

burayada sen yakışırsın,

adınla

gülüm

yakışırsın,

güne

geceye

ve

bana

yakışırsın gülüm

?

bu pazar evde yalnızdır,

o "salak" kafa

okurmu gece kitaplarını- ...okur.

çekermi şiirlerini damardan ...çeker.

hayallerini hayallenirmi?.....yapar..

öyledir.

içer içer.

içer içer

uyuyamaz

uyuyamaz

(uyku ile hayal ne kadar benzemez!..oysa aynı gibiler)

kazanmanın acısı

arayamam seni,

kazanmanın yaralı yüreğini

sana bağışladım,

sızlayarak sürecek yıllarca,

yaşadıkça......

kurmazbazlar ve aşıklar kaybetmek için oynarlar demiş

"matrakçı birisi"

kaybettikçe kazandığım

sensin

gülüm

sensin

kendi karanlığında

esrarını arayan

keş

oldum.

aşkolsun efendim

geceye nasıl sıvanmışsa yıldızlar,
artık öyle olmuş...

özlemek;yaldızlı bir gözyaşı şişesi nin kırılıp,
gece mavisi bir atlas örtüye serpilmesi gibi....

yıldızlanıp ışıklanıp
kararmış gönlüne yerleşmiş...

aydınlanacak bir yol aramadığı için.
acısını karanlıktan göremediği için.
sevse gülü,kokusunu ,bir vazoda unuttuğu için.
anlamları ,kendine sakladığı için.
susmayı çoktan,ısınmak sandığından.
artık gökkuşağıda ,boyalı şekere benzediğinden.

çok şey söylemiyormuş...


belkide şöyle demeliyiz...

"aşk olsun".
 :)


(şiirler pek birşey gizlemez çoğu zaman:"ne hissettinizse o" dur efendim

sana bir mektup

 .
her zaman söylediğim;
"sen nasıl istersen öyle olsun",sıradan ,laf olsun diye söylemediğimi biliyorsun.
hep yanında olurum,
kararlarını ,yaşamını engellemeden,
(hissettirmeden)kollar korumaya çalışırım seni.
"özgürlüğün ruhundadır" bunu,zedelemem,
ruhunu kendi bağımsızlığı içinde sevdim ....
hayat olgun meyveleri olan bir ağaç gibidir,
 "silkeler zorlanırsa",en güzel meyveleri yüksek dallarda kalır,
ya da yere düşer zedelenir.
ama,sakin usul usul dallarında gezinerek,seninle konuşarak,
arayacağız,en güzel,olgun,meyvelerini,hayatımızın.
benim en güzel şarkımı ise sona sakladım.:
"seni seviyorum aşkım,bugün yarın ve daima"

vuslat (sevişme) ve iletişim

(bu yazı doğrudan sana yazılmadığı,bir yazı denemesi olduğu için gönderme cesaretini buldum,inşallah edebi değeri vardır...deneme üç bölüm olarak yazıldı hepsin kesip tek sayfaya yapıştırdım.)
1-
eğer sanat varsa;aşk ta var.
aslında var olmaması için nedenler çok,inandırıcı değil.
insanın genetik olarak türünü devam ettirme içgüdüsü var.ve bu içgüdü yü şartlar yugun olduğunda,genlerini en mükemmel şekilde yapılandıracak eşini arıyor.bu eş için arayışının adı aşk.aşık olduğu kişiden aldıkları ve ona verdikleri ile,kendine mükemmellik duygusu verecek ürünü-cocuklarını-üretecek.
aşk içgüdüsünün,ölüm ve ölümsüzlük ile ilgisi buradan gelir.
aşkını bulan,bir şekilde ölümsüzlüğe yaklaşır.
birinci bölüm ün sonu..
.............................................................................................................
ikinci bölüm,
iletşimin bir başka yolu,
bakmak,konuşmak,yazmak,dukunmak dışında biri iletişim şekli.
vücutların iletişimi..................
...................................................... 
insan bazan anlatamadığını,duygularını iletemediğini,düşünür,sesi istediği ses değildir kullandığı kelimler hissettiklerini birebir ifade etmez,aynı anda sokak sesi telefon,girer etki azalır.karşısındakinin tepkilerini düşünür,iyi ,kötü kabul edilen şeyleri düşünür,bunlar sözlerini,sesini,bakışını etkiler.
göz,ses,dokunma,konuşmaile bir türlü doyuramaz ,iletişimsiz ruhunu...
kendine konuşuyordur,ve bu konuşma söylemek aktarmak istediği duygular değildir.
işte o an bir başka iletişim yolu var ki
 
.................................................................................................................................
3 ncü bölüm..
işte o an bir başka iletişim yolu var ki; iki insan bütün giysilerinden,sesten,ışıktan arınır,
tenin her hücresi arar,diğerini.
dokular diğerine sarılır
,dudaklar dokunur,anlatmak istediği duyguyu anlatır,
göz tenin her noktasını,büyütec altında inceler,en derin yerinden,alır nemini,
kulak duyduğunun,şifrelenmiş kelimeler değil saf sesler olduğunu anlar,anlatmaz sesler,kendini bırakır,akar bir usul kaynak gibi,...
vücut anlatmaz
birşeylerin anlanması için uğraşmaz,
kendini bulur diğerinde,bulduklarını alır,
iki deniz dalgası gibi karışır birbirine,..
ve her hücre doyar,
sevginin,aşkın suyunu içer,can alır can verillir..
anlar ,anlaşır doyar iki insan.
iletişimin ,anlaşmanın bir başka yoludur;
vuslat

yazmak için hergün yeni ve korkunç bir istek daha yeşeriyor içimde.."

yeşeren,çiceklenen,ağaçların,gölgelerin,
olacağı,bir ormana doğru,
ve
tanıdık bir bübülün
çayırkuşuna söylediği
şarkıyı
yazmak için.

yaşamın akşamından sabahına
kaç kez değişir gölgesi
alaca gezenin

..........................
tam yeri geldiğinde,
dökülür meyler,
kırılır paramparça kalpler.

ve bir gök kuşağı açılıverir.
yağmurun ardından,gün ışığıyla.............

saatim dur

zamanlar olurdu;
ayrılık ,
rengini boyardı ,
duvarda yapraklı takvime.;
yalnız bir saklıgöl manzarası,
bir yaprağında kırçiçekleri,
takvimin arka rengi düzbeyaz..
ve boyanmış
ön yüz

kopyalanmış hayatlar...

takvim ,ey yüce zaman,..

şimdi dakikalarla
özlemden damıttığım hüzün,
dayanamadığım saatler.

saniyeler uzun iken takvimden.
gitme desem....
zamanım olsan....
kırık saatim,olsan....
gitmesen

27/4/2007

şiir kadın ve ergonomi

 ergonomi ve şiir

--------------------------------------------------------------------------------

otomobil üretiminde,kullanacak kişilerin anatomik yapısı dikkate alınır.
0/0 kaç kadın müşteri kaç erkek müşteri,ve kol uzunlukları,ayak boyları dikkate alınır.
kullanıcı oranının düşüklüğü nedeni ile otomobiller şimdilik tam hanımların ergonomisine uygun değildir...

aynı olay ve kavramlar sanat ve edebiyat kavramlarında da geçerlidir.
önce sözlü daha sonra yazılı olan şiir,ataerkil tarım yaşam tarzının yaygınlaşmasından etkilenmiştir.

konuşma yetenekleri, ve anlatma tarzları,nedeniyle ;simgesel,müziksel,çok fazla anlamları barındıran ,
ama erkeksi bir şiir gelişmiştir....




sorun bir kadın-erkek yarişmesına indirgenmemeli.
genetik türünün devamı için,kadın-erkek bir rol ve görev paylaşımı yapmıştır.
daha sonra değişen yaşam koşullarına,tekrar uyum sağlanmıştır.

kadın zihinsel yapısı,daha çok sayıda kelime kullanır.kıvrak bir konuşma yetisine sahiptir.anlatmak istediği kavram için,uygun kelimeleri hızla kullanır,ses rengi ile de bunu ifade eder.

erkek beyni ,başlangıçta daha farklı ihtiyaçlara göre gelişmiştir.
konuşmak,yaşamsal önem bakımından,(kadına göre )bir arkada kalmıştır.
önceleri sözlü,daha sonra yazılı hale gelen şiir,aslında çok ta değişmemiştir.
antik şiirleri pekala beğenerek okuyabiliriz.
bunda çevrienlerin çağdaş şairler olması da etkin olabilir.
lezbozlu sapho nun siirlerini okuduğumuzda,(çeviri olmasına rağmen),bir başkalık hissederiz.şaşırırız(en azından bana öyle geldi).
kelimeler özenle ,seçilmiş,ama doğrudan,"canlı" ,sanki dokunarak,daha maddi bir ifade oluşmuştur.
şiirin gizemli,metaforlu,içiçe anlamlar içeren,gizli mesajlar aktaran,bir forma gelmesi daha sonra olmuştur.
bu açıkladığım,erkek zihinsel yapısının,yaşamda egemen olması dır.
ancak kadınların sanatsal ortamda satınalma gücü ile daha yönlendirici olması ile,
tüm sanat dünyasının (ergonomik) yapısı,değişecektir



 küllenen şiir

--------------------------------------------------------------------------------

şiir sanatı yandı kül oldu savruldu.
hissettiğimiz eski bir sıcaklığın,
karanlığımızda ışıyan bir alevin hatırası.


bu girişten sonra :

şiiri erkekler yazılı hale getirmiş ,ve maskülen bir dünyada tüketim ortamına sunulmuştur.
biz saygıdeğer erkekler az söz ile çok fazla şey ifade etmeyi ,hatta içinde görüntü müzik hissttirmeği sevdiğimiz için.
şiir içinde varolandan çok daha farklı anlamları da aktarmak için.şiiri yoğrup bu hale getirdik.


ama mal satılmıyor?
alem bir acaip ve şiirsiz oldu.

çünkü;beynin fonksiyonlarının cinslere göre dağılımında,
hanımlara konuşurken hızlı,berrak,anlamlı,çümle kurma ve duygularının tamamını ifade edebilme yeteneği verilmiş.
erkelere de şiirsel ,simgesel,ama sınırlı bir konuşma yeteneği verilmiş.

kadınların sanatsal hayatın içinde,ekonomik olarak aktif olması,sanatı satın alarak yönlendiren olması nedeni ile.
varolan şiir,satılmaz hale geldi.

yeni şiir,şimdikinden daha farklı olacak,
daha açık daha canlı,ne istediğini rahatça anlatan,dekolte,
biraz uzun,biraz daha sesli...

ama erkeler bundan memnun kalabilir,çünkü hoş(latif) bir ürün olacak.

küllenen şiirin ocağı hanımlara teslim.

hazan ve diğerleri

bir kuru yaprağın
dalından
toprağa usul usul
konması kadardır ömür

ve
hazan
usul usul uçarken
bir yeşil yaprak dokunur
kıvılcımlanır yemyeşil olur bir anda
dünya

artık  yeşile boyanır gözleri
uzanmışken toprağa sarı yaprak

"hayat güzeldi" der

ve gözleri hep yeşil kalır

(dost yapraklara)


sen bilmesen de ,ben bilmesem de,
serçe dolu bir çınar ağacı gibi cıvıldıyor
kafamın içi,
bazan bir ürkek sessizlik,
sonra dolanıyorsun
dallarımda yapraklarımda
aklımdasın,
ben bilmesem,sen anlamasan,
bir çınar gölgesine  adın düşüveriyor.
aklım
nerdesin.


(öylesine dökülüverdi,kelimeler,sahipsiz)
 



"seni düşünmek güzel şey
ümitli şey"
                (nazım hikmet)
şiir bu mısrada ,gerisi dolgu maddesi
nazım sağ olsaydı,gerisini
bir başka şiirde kullanırdı.


şiir,i avuçlarınıza alabilir siniz
ama dokunmayacaksınız,teniniz değdiğinde
 o belki daha güzel bir şeydir.
ama şiir değildir.

bu yüzden sersemliyoruz şiirin karşısında,
bu kadar güzel bu kadar narin,
ve çekici
şiir sizi sever
ama siz şiire dokunamazsınız.


ama ben şair olmadığım için.
bu dokunulmazlığı sevmem.
mühendis olduğum için
hesaba kitaba sığsın isterim şiir bile

derken ansızın bir hüzün kırar camlarımı
kalır ruhum,çıplak çaresiz

23/4/2007

hazan ve diğerleri

bir kuru yaprağın
dalından
toprağa usul usul
konması kadardır ömür

ve
hazan
usul usul uçarken
bir yeşil yaprak dokunur
kıvılcımlanır yemyeşil olur bir anda
dünya

artık  yeşile boyanır gözleri
uzanmışken toprağa sarı yaprak

"hayat güzeldi" der

ve gözleri hep yeşil kalır

(dost yapraklara)


sen bilmesen de ,ben bilmesem de,
serçe dolu bir çınar ağacı gibi cıvıldıyor
kafamın içi,
bazan bir ürkek sessizlik,
sonra dolanıyorsun
dallarımda yapraklarımda
aklımdasın,
ben bilmesem,sen anlamasan,
bir çınar gölgesine  adın düşüveriyor.
aklım
nerdesin.


(öylesine dökülüverdi,kelimeler,sahipsiz)
 


                (nazım hikmet)
şiir bu mısrada ,gerisi dolgu maddesi
nazım sağ olsaydı,gerisini
bir başka şiirde kullanırdı.


şiir,i avuçlarınıza alabilir siniz
ama dokunmayacaksınız,teniniz değdiğinde
 o belki daha güzel bir şeydir.
ama şiir değildir.

bu yüzden sersemliyoruz şiirin karşısında,
bu kadar güzel bu kadar narin,
ve çekici
şiir sizi sever
ama siz şiire dokunamazsınız.


ama ben şair olmadığım için.
bu dokunulmazlığı sevmem.
mühendis olduğum için
hesaba kitaba sığsın isterim şiir bile

derken ansızın bir hüzün kırar camlarımı
kalır ruhum,çıplak çaresiz

22/4/2007

berberde traş için beklerken, bebek arabası ile bir bey geldi,

arabada bir yaşında bir bebek,ve 3-4 yaşlarında "bir minik abla",arabanın yanındaydı...

baba traş için koltuğa oturdu,minik abla,bebek arabasının yönünü,koltuğa ,babasına,döndürdü.

bebek arabadan, önce çevresine göz attı,huysuzlanmak için sırasını beklemeğe başladı,

minik abla bebeği bir an bile gözden kaçırmıyordu,saçlarına dokunup,sakinleştirmeğe çalışıyordu..

baba: çocuklara bakmadan,"kızım arkadaki koltuklara otursan!" .diyordu.

halbuki minik abla bebeği,"büyük çocukları ömür boyu esir alan,koruma ve kollama içgüdüsü" ile,dikkatle izliyor,onun hareketlerini sınırlamaya ,düşmesini önlemeğe de çalışıyordu..

babasına "koltuğa oturursa göremeyeceğini",söyledi..ama şaç kurutma ve makinaların sesinden duyuramadı..

ve bebek ağlama sırasının geldiğini anladı;kısa bir çığlık atıp,sustu.

baba:"kızım,kardeşin neden ağlıyor!",dedi...

baba bu sözü birkaç kez daha tekrarladı ..

"kardeşin neden ağlıyor"...

ve farkedemedi ki:

minik abla artık;hep bir; "kardeşin neden ağlıyor" sorumluluğunu,iç güdülerine yerleştirdi..

kardeşinin ve çevresindekilerin her ağladığında:"neden ağlıyor!",

"ağlamasını,canının yanmasını,düşmesini ,hata yapmasını engelleyebilimiyim". düşüncesinden kaçamayacak

insanlarını  ve kendisini hep bir koruma ağlarının altında sınırlayıp esir etmeye çalışacak.

ve :

hiç alışamayacağı bir suçluluk duygusunu karakter olarak taşıyarak....